Türkiye’de ‘Hukuk Fakültesi Enflasyonu’ Meydana Geldi

Türkiye’nin en başarılı avukatlarından Eda Salman ile kendisinin engin hukuk bilgilerinden faydalandığımız keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Eda hanım, VipTurkey okuyucularına, özellikle hukukla ilgilenen ve mesleğini bu yönde icra etmek isteyen gençlere tavsiyeler vermeyi de ihmal etmedi…

 

Eda Hanım, kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

On üç yıl önce, avukatlık stajıyla beraber mesleğime ilk adımı attım.Öncesinde, oldukça önemsediğim ve emek verdiğim bir eğitim hayatım oldu. Okul birinciliği sebebiyle tam burs aldığım Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni Onur Derecesi ile bitirip, okulumun sağladığı imkânlarla Amerikan Üniversitesi Washington Hukuk Fakültesi’nde Amerikan Hukuku Temel Eğitimi aldım. Ardından yine burslu olarak girdiğim Bahçeşehir Üniversitesi’nde Kamu Hukuku alanında yüksek lisans yaptım ve bu bölümü de Yüksek Onur Derecesi ile bitirdim. 2006 yılında, meslek hayatına adım atmak üzere avukatlık stajına başladım ve avukatlık ruhsatımı aldıktan hemen sonra bugünkü ofisimizi kurarak çalışmaya başladım. On üç yıldır mesleğimizevkle yapıyorum.

Ülkemizde apartman üniversitelerle beraber hukuk fakültesi sayısının artışı hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek isteriz. Bunun avukatlık mesleğine etkileri nelerdir?

Ülkemizde hukuk eğitimine büyük bir talep var. Yüzün üzerinde hukuk fakültesi olmasına rağmen bunlara sürekli yenileri ekleniyor. O kadar çok düşük puanlı hukuk fakültesi açıldı ki, artık hukuk okumak kolay yoldan meslek sahibi olmak şeklinde algılanmaya başladı. Dünyaya baktığımızda en yüksek puanı gerektiren fakülteler hukuk fakülteleri olmasına rağmen Türkiye’de durum, “hukuk fakültesi enflasyonu” haline geldi. Hukukçu sayısının artması, her şeyden önce hukukçuya zarar veriyor. Dünyanın en kalabalık barosu İstanbul Barosu. Avukat sayısı arttıkça avukatlar iş bulmakta zorlanıyor ve yeni mezun meslektaşlarımız asgari ücretle çalıştırılıyorlar. Eğitim kaliteleri arasında dağlar kadar fark olan hukuk fakültelerinden mezun olan meslektaşlarımızınbir tutulması ayrı bir sorun. En önemlisi ise, nitelikli eğitim almamış avukatların, iş sahiplerine zarar vermekle kalmayıp, mesleki saygınlığa da zarar veriyor olması.

Türk Hukuk sisteminde 1. yargı paketi ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Sizce 120 gün bir davanın sonuçlanması için yeterli mi?

1. yargı paketi, Adalet Bakanlığı’nın 5 yıllık kalkınma stratejisinin yalnızca bir parçası. Yani önümüzdeki dönemde buna benzer çok sayıda düzenleme olacak. Bu yıl Ekim ayında yürürlüğe giren paketin içinde, temel hak ve özgürlüklerin sınırlarını genişletmeye, yargının hızını ve performansını artırmaya, hukuk meslekleri ve avukatlığın niteliğini artırmaya, tutukluluk sürelerinin azaltılmasına, çocuk ve kadınlara karşı işlenen suçların etkin yargılamasına ilişkin bir takım hükümler var. Bunun dışında, bu yılın başı itibariyle yargıda hedef süre uygulaması başladı.Birçok dava ve suç türü için ayrı ayrı hedef süreler belirlendi. Yani tüm davalar için 120 gün gibi bir belirleme yok. Örneğin, boşanma davaları için 10 ay, nafaka davaları için 8 ay, vesayet için 3 aylık hedef süreler öngörüldü. Tüm bunlar, yargıyı iyileştirmeye yönelik atılmış olumlu adımlardır. Önümüzdeki yıl yürürlüğe girmesi planlanan yeni yargı paketlerindeki düzenlemelerle birlikte, yargı alanındaki sorunların adım adım çözülmesini bekliyoruz.

Türkiye’de avukat olmak nasıl, avukatlık mesleği ile ilgili en temel sorunlar nelerdir?

Türkiye’de avukat olmak, “niceliği” haddinden fazla olduğu için hak ettiği saygınlığı görmeyen bir meslek, o saygınlığı bireysel olarak kazanabilmek için “niteliğinizle” kendinizi göstermenizi, farkınızı ortaya koymanızı mecbur kılan bir meslek sahibi olmak demek… Son zamanlarda avukatlık mesleğinin sorunlarıyla ilgili en çok konuşulan şey, avukatlık stajına kabul için bir sınavın getirilmesi gerektiği konusuydu. Bununla ilgili düzenleme nihayet bu yıl yapıldı ve 2020 itibariyle hukuk fakültesine giren öğrenciler, mezun olunca staj öncesi bir sınava tabi tutulacak. Belki hukuk fakültesi adayı genç arkadaşlarım bana kızacak ancak ileride meslektaş olduğumuz zaman, avukatlık mesleğinin en önemli sorununun “mesleki saygınlık” olduğunu göreceklerdir. Bunun dışında avukatlara yönelik hak ihlalleri, mesleğe yeni başlayan avukatların yaşadığı sorunlar, yabancı avukatlık bürolarının faaliyet yasağını ihlal etmesi gibi birçok sorun elbette ki var. Bunlar bir takım düzenlemelerle aşılabilir ancak avukatlık mesleğini hak ettiği saygınlık noktasına taşımayı hepsinden çok önemsiyor olmamız gerek.

Ülkemizde boşanmalar son yıllarda çok arttı. Sizce neden?

İçinde bulunduğumuz dönem, teknolojinin hızlı bir devinim içinde olduğu, bu devinimle beraber her şeyin sürekli değiştiği, eşyaların sürekli yenisinin, yeni modelinin ortaya çıktığı ve almaya, sahip olmaya yönelik talebin sürekli arttığı bir dönem. İlişkiler de bu hızlı tüketimden nasibini alıyor. Tamir etmek yerine yenisini almanın tercih edildiği vehatta daha ucuza bile geldiği bir zamanda, ilişkilere karşı duruş da aynı oluyor. Emek vermek, düzeltmek yerine boşanma tercih ediliyor. Elbette bu, sorunlu evlilikler ne olursa olsun devam etsin demek değil. İlişkinin devamı konusunda iki tarafın çabalarının sonuçsuz kaldığı noktada boşanma olması gereken bir sonuç olarak karşımıza çıkabiliyor. Böyle bir durumda önemli olantarafların birbirlerinin kişilikhaklarına zarar vermeden boşanmalarını tesis edebilmektir.  Bu noktada hukukun ve biz avukatların varlığı önemli. Taraflar boşanırken mutlaka doğru bir hukuksal destek için uzman bir avukata danışmalı.

İyi bir boşanma avukatı olmanın sırrı nedir?

Sadece boşanma avukatı olmanın değil belki ama başarılı avukat olmanın sırlarından ilki “bilgi sahibi olmak”. Hukuk, engin bir derya ve sürekli değişim halinde. Dolayısıyla biz hukukçuların her konuda eşit derecede bilgi sahibi olması mümkün değil. Burada da devreye “kendini yenileme ve doğru bilgiye nasıl ulaşacağını bilme” özelliği giriyor. Özellikle boşanma, velayet gibi, müvekkil bakımından daha çok “duygu” içeren davalar için diğer sır ise müvekkili dinleyebilmek, onun duygusunu anlayabilmek… Avukatların müvekkili ile özdeşleşmesi yasak, ancak bahsettiğim şey bu değil. Acıyı, hüznü, sevinci, kısacası müvekkilinizin yaşadığı duyguyu hissederek çıktığınız yolda daha tutkulu yol alıyorsunuz. Kısacası, avukatlığın olmazsa olmazı bilgiye, insan olmanın olmazsa olması duyguyu katıp, zeka, azim ve tutkuyla doğru oranlarda birleştirdiğinizde başarı kaçınılmaz oluyor.

Boşanma davaları genellikle dava sürecinde çirkinleşiyor. Bir zamanlar aşık olduğunuz insanın çirkin yüzüyle karşı karşıya geliyoruz. Sebep nedir sizce?

Bu biraz boşanmanın taraflar üzerindeki psikolojik etkileriyle ilgili… Psikoloji bunu “yas” sürecinde olmakla açıklıyor. Boşanma sürecinde tarafların kızgınlık, ümitsizlik, çaresizlik, öfke gibi duygular içinde olması, onları karşı tarafla pazarlık yapma, kavga, tehdit, inkar gibi olumsuz davranışlara sokabiliyor. Önce inkar, sonra kızgınlık, pazarlık ve depresyon aşamalarını yaşayan taraflar, kabullenme aşamasına gelene kadar birbirlerine olmadıkları kişiler gibi davranıyor. Aslında genellikle kimse özünde o süreçteki kadar kötü değil. “Duygu” ne kadar çoksa, “yas” o kadar sert yaşanıyor. Birbirine en çok zararı, karşısındakinden nefret edenler kadar, karşısındakini çok seveler de verebiliyor.

Sizi üzen, zorlayan davalar oldu mu?

Elbette oldu, oluyor… İçinde alenen haksızlık, adaletsizlik barındıran her davadan nasibimi aldım. Ancak kamuoyuna yansıyan, bilinirliği fazla olan, sansasyonel davalar, avukatları hem fiziken hem ruhen daha fazla yorabiliyor. Hukukçu olarak üzerinizde taşıdığınız sorumluluk her davada elbette ki aynı… Ancak bu tür davalarda avukatlık, çok ciddi bir kriz yönetimi becerisi gerektiriyor. Konunun sürekli gündem oluşu, gündemle beraber hızla gelişen ve değişen dinamiklere sahip oluşu, avukat olarakher şeyden önce ciddi bir fiziki efor sarf etmek anlamına geliyor. Adliyede, diğer ilgili mercilerde ve masa başında sürekli ve yoğun şekilde fiziken aktif olmanın yanında, müvekkilin yaşadığı sansasyonun nabzını tutmak, hukuki avantajı elde tutmak ve müvekkil itibarını korumak adına yapılacak hamleleri planlamak ve yönetmek, yoğun şekilde ruhen de o olaydan nasibini almak demek oluyor. İsim vermek elbette olmaz ancak bunların içinde üzüntüsüyle, stresiyle ruhuma imzasını atan birkaç dava var…

Boşanma davalarında size en çok sorulan sorular neler?

Boşanma düşüncesi içinde olan kişiler, can güvenliği, velayet gibi kaygıları olmadığı sürece, en çok boşanmanın mali sonuçları hakkında sorular soruyor. Olası boşanma davası sonunda elde edebileceği veya ödemek zorunda kalabileceği tazminat ve mal paylaşımı konusu, bu yola girmeden önce mutlaka netleştirilmek isteniyor. Davanın ne kadar süreceği, hangi tarafça açılması gerektiği, duruşmaya bizzat katılması gerekip gerekmediği, gizli olarak çekilmiş görüntü veya ses kayıtlarının delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı gibi sorular da sıkça sorulan sorular arasında. 18 yaşından küçük ortak çocuk varsa, velayetin kendilerinde kalması için hangi şartların arandığı; can güvenliği kaygısı varsa bu konuyla ilgili alınabilecek tedbir ve uygulanabilecek yaptırımların neler olduğu evleviyetle soruluyor.

Davalarda hakimin rolü nedir?

Hakim, sac ayaklı yargılamanın “sentez” ayağıdır, diyebiliriz. “Tez”, kamu davalarında iddia makamı olan savcı; diğer davalarda davacı taraf veya vekili tarafından ortaya atılır. “Antitez” görevini savunma makamı olan avukatlar yürütür. Hakim ise “sentez”, yani karar merciidir. Tez ve antitezi, Anayasa’ya, yasalara, hukuka ve vicdani kanaatine uygun olarak değerlendirerek Türk Milleti adına uyuşmazlık konusu hakkında tarafsız olarak karar verir.Hakimin bu önemli rolünü düşününce, hukukçuların, maddi ilimlerle birlikte; vicdan sahibi olma, dürüstlük, ahlak, adalet gibi manevi ilimlere de sahip olmalarının önemi ortaya çıkıyor. İyi yargılama iyi hakimlerle, iyi hakimler iyi insanların çoğalmasıyla, iyi insanların çoğalması çocukları manevi değerlerle donatarak yetiştirmekle doğru orantılı.

Eda Hanım, son olarak Hukuk okuyan öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir?

Kariyerimizi istediğimiz noktaya getirmek için, iyi bir eğitimin ve alt yapının, çok çalışmanın ve emek vermenin sağladığı avantaj tartışmasız… Ancak yaşadığımız ülkenin ve içinde bulunduğumuz dünyanın gerçeklerini de unutmamak lazım. Genç hukukçu kardeşlerimin, mesleğin ilk yıllarında kendi işini yaparken yaşadığı sorunlardan en önemlisi müvekkil çevresi edinmek. Mesleğin henüz başındayken, bizlere güvenerek işlerini emanet edecek olan ilk müvekkillerimizin; en yakınlarımız, bizleri en iyi tanıyan, çalışkanlığımıza, dürüstlüğümüze ve samimiyetimize güvenen dostlarımız, arkadaşlarımız olacağı gerçeğini unutmamalıyız. Hukuku kendine kariyer hedefi olarak seçmiş arkadaşlarıma tavsiyem, henüz öğrenciyken dahi, hukukçu kimliğin gerektirdiği güven veren havaya bürünmeye başlamaları. Bu algıyı yakın çevrelerinde oluşturmaya daha öğrenciyken başlamalı; her ortamda hem davranışlarıyla, hem dış görünüşleriyle, yakın çevrelerinin gözünde çalışkan, dürüst, güvenilir, özenli imaj oluşturmaya başlamalılar. Yıllarca sabahlarısizi saçı başı dağılmış, tek gözü kapalı halde okula giderken veya sabahlara kadar playstationoynayarak bütünlemeye kaldığınızdan dolayı annenizin sürekli şikayet ettiği komşunuz size karşılıksız çek davasını vermeyecektir.