Cenk Eren “Repertuvar” serisine devam ediyor. Daha önce Ferdi Özbeğen ve Tanju Okan şarkılarıyla müzikseverlerin karşısına çıkan sanatçı, yeni albümünde Selda Bağcan’la özdeşleşen 10 unutulmaz eseri seslendirdi. “GesiBağları”nda efsane isimle düet yapma fırsatı da yakalayan Cenk Eren, “Şimdi gözüm Selda’nın katıldığı yabancı festivallerde. Yeter ki onunla gideyim, çantasını bile taşımaya razıyım” diyor. Cenk Eren’le “her şarkıya bir klip” beklentisi yaratan bu iddialı yapım vesilesiyle buluştuk; Selda Bağcan’ı yeni fikirlere ikna etmenin lezzetli yollarından Pınar Altuğ’un mini eteği yüzünden uğradığı “linç”e her şeyi konuştuk.

 

 

BU ALBÜM OMUZLARIMDAKİ RÜTBELERİ ARTIRDI

 

Cenk Eren’de sürpriz projenin ardı arkası kesilmiyor. Şimdi de bir Selda Bağcan bombası patlattın, hayırlı olsun.

 

-    Çok teşekkür ederim Tülay... Evet, Ferdi Özbeğen’den sonra şimdi de Selda Bağcan şarkıları geldi. Bana çok uğurlu geliyorsun diye yeni albümün ilk röportajını da sana veriyorum (gülüyor).

 

İnşallah öyle olur. Yeni şarkılarını dinledim de, bu sanki önceki albümleri bile sollayacak gibi görünüyor.

 

-    Şöyle söyleyeyim, kariyerimin en başarılı işlerinden biri oldu, gerçekten taçlandırdı beni. Omuzlarımdaki rütbeleri artırdı diyebilirim.

 

Selda Bağcan gerçek bir efsane. Dolayısıyla bu işbirliği bazılarını kıskandırmış bile olabilir. Ne dersin, var mıdır “Neden bu bizim daha önce aklımıza gelmedi” diye hayıflanan?

 

-    Zaten birçoğunun aklında varmış bunun gibi bir proje yapmak. Selda’ya çok fazla teklif de gitmiş. Ama bir şekilde Selda’nın yolu benimle kesişti işte.

 

Siz zaten arkadaşmışsınız, önceden tanışıyormuşsunuz...

 

-    Evet arkadaştık, dosttuk.

 

Yani onca teklif arasından sıyrılabilmenin tek sebebi bu dostluk mu?

 

-    Hayır tabii ki... Selda bu projeyle ilgili, şakayla karışık şunu demişti: “Ben risk almayı severim.” İkinci söylediği ise “Cenk benim şarkılarıma çok gönül verdi” oldu. “Benim şarkılarım”dan kastı şu aslında, yeri gelmişken altını çizmem gerek. Her yöreden şarkıları, hatta anonim eserleri o kadar benimsetti ki bize, hepimiz onları Selda Bağcan şarkıları sandık. O şarkıların çoğu anonim, bazıları da başkalarının... Buna rağmen hepsi Selda Bağcan ile özdeşleşmiş. Ben de onun için albümün adını “Selda Bağcan Şarkıları” koydum zaten. Mesela “Kadınım” da Tanju Okan şarkısı değildir, bestecisi ve söz yazarı Mehmet Teoman’dır. Ama onu hep Tanju Okan’dan dinleriz. Öyle bir durum.

 

Daha önceki proje albümlerinde Ferdi Özbeğen ve Tanju Okan şarkıları seslendirdin. Ama Selda Bağcan...

 

-    Aması ne?

 

Diğer iki isim senin tarzına daha yakındı. Selda Bağcan’ın böyle bir proje için Türk halk müziği sanatçısını tercih edeceğini düşünürdüm. Açıkçası ikiniz aynı albümde buluşunca şaşırdım.

 

-    Doğru aslında. Ama Selda bana ne dedi biliyor musun, “Senin içinden bir türkücü çıktı”...

 

Ummadığım kadar güzel okumuşsun gerçekten...

 

-    Çünkü biz Anadoluyuz. Kulağımızda hep o ezgiler var. Annelerimizin söylediği ninniler bile o türkülerdendir, hepimiz onlarla büyüdük. Kaldı ki benim geçmişimde halk dansları da var. Yıllarca uğraştım bununla.

 

İçindeki türkücü ne zaman ortaya çıktı?

 

-    Türkü hep içimde olan bir şeydi. Ama çekingenliğim yüzünden bunca yıldır cesaret edememiştim. İçimdekileri Selda çıkardı işte.

 

Halk müziği dünyasına alternatif bir isim dahil oldu yani... Haydi hayırlısı.

 

-    Yok öyle bir şey. Allah muhafaza, ben hiçbir zaman “Çok iyi türkü söylüyorum” diyemem. Yoksa türkü söyleyen sanatçılara ayıp etmiş olurum. Ama hevesliyim.

 

Söyleyebilirsin de, sesine çok yakışmış.

 

-    Söylemek istiyorum, söylemeye çalışıyorum diyeyim. Sakın hevesimi kırmasınlar.

 

Kim kıracak ki hevesini?

 

-    Ne bileyim, biliyorsun bizde kırılır, birileri kırar.

 

Tatsız bir yorum falan mı geldi? Ne bu kötümserlik?

 

-    Çok şükür öyle bir şey olmadı. Şu ana kadar “Neden bu türküyü söyledin?” gibi bir yorum gelmedi. Aksine YouTube’dan bu albümle ilgili çok güzel bir mesaj aldım, hatta Selda’ya gösterdim, o da bayıldı. Bütün mesajlar çok güzeldi ama onu resmen bir kenara not aldım.

 

Nesi bu kadar etkileyiciydi, merak ettim...

 

-    Şöyle bir mesajdı; şükürler olsun türkülerimizi disko topuna çevirmeden okuyan birisi çıktı! Genelde türkülerimizin formunu bozuyorlar ya.

 

Okumalara Selda Hanım da müdahale etmiştir tabii...

 

-    Gerçekten çok çalıştırdı Selda beni. İnanılmaz disiplinli ve çalışkan biri. Ne kadar disiplinli olduğunu anlatayım. Stüdyo çalışmaları sırasında bir konser için Norveç’e gitmişti. Dedim ki nasılsa İstanbul’a bu akşam dönüyor, stüdyoya gelmez. Ben de kendimi dışarı attım, arkadaşlarla yemek yiyorum.

 

O yemek yarım kalmış, anlaşıldı...

 

-    İnanılmaz ama. Bir gün önce Norveç’teydi. Sabah uçağa bindi. Akşam 21.00’de İstanbul’a inecek. Onun için gayet rahatım. Saat 22.00-23.00 sularında telefonum çaldı. Açtım, rahat rahat “Hoş geldin Seldacım” falan diyorum. Karşıdan gelen şu: “Hadi stüdyoya...”

 

Ne yaptın?

 

-    Sence (kahkaha atıyor). Kalkıp gittim tabii, saat 03.00’e kadar da stüdyodaydık.

 

Stüdyodaki tüm işlerle kendisi ilgilenmiş.

 

-    Evet, çünkü yapımcım ve prodüktörümdü. Repertuvar oluşturma aşamasında da birebir ilgilendi, beni bizzat çalıştırdı.

 

Repertuvar seçimi sırasında müdahale ettiği, “Yok o şarkı sana uymaz” dediği oldu mu?

 

-    Hayır,  bana büyük bir fırsat sundu, “Sonuçta sen okuyacaksın, içine sinen bütün şarkıları söyle” dedi. O aşamada beni çok rahatlattı. Birlikte eleye eleye 50-60 şarkı çıkardık. Stüdyoya beraber girdik, onları demo olarak okudum. Ve sesime en çok yakışanları seçtik. Hep hayal ettiğim bir çalışmaydı. İnsanın hayaline kavuşması çok güzel bir duyguymuş.

 

Stüdyo aşaması streslidir. Hiç gerildiğiniz olmadı mı?

 

-    Biz gerçekten çok iyi anlaştık. İnsanız neticede, tartıştığımız noktalar olabilirdi. Ama bizde olmadı ya, vallahi olmadı. Çok kafamız uydu. İkimiz de Ankara kökenliyiz bir de.

 

Selda Hanım’a müzikal bir işi beğendirmek, “tamam” dedirtmek kolay olmasa gerek...

 

-    Değil evet. Ama çok çalıştım. Mesela bana “Bak buralar olmuyor” dedi değil mi, gecenin köründe uykumdan sıçrayıp kalkıyordum, sabaha kadar “olmamış” dediği yerler üzerinde çalışıyordum.

 

SELDA BAĞCAN’INKİ SES DEĞİL, BİR ENSTRÜMAN

 

O kadar kusursuz bir ses ve yorum ki onunki... Kolay beğenmemesi normal.

 

-    Ses değil zaten onunki, bir enstrüman. Bostancı Gösteri Merkezi konserinde çok güzel alkışlar aldım. Ama insanlar ikinci bölümde onu gördükleri anda öyle bir alkışlamaya başladılar ki... Dedim “Allahım bir gün bana da bu alkışları nasip et”. Onun alkışı başka. Çok başka.

 

Konserlerde bir arada görür müyüz artık sizi?

 

-    Umarım... Bundan üç gün önce Bostancı Gösteri Merkezi’nde albüm tanıtım konserim vardı. Sağ olsun Selda da beni yalnız bırakmadı. Ama diyor ki “Elimi verdim, kolumu alamıyorum senden”... Çünkü her seferinde boynumu büküp “Selda bu konsere de gelecek misin, Selda bunu da yapacak mısın” diye sorup duruyorum.

 

 

İlk klip “Adaletin Bu mu Dünya”ya çekildi, çok da ses getirdi. Şimdi sırada hangisi var?

 

-    İkinci klip için “Öyle Bir Yerdeyim ki”yi seçtik. Bir aksilik olmazsa röportaj yayınlandığında çekmiş olacağız zaten. Albümde 10 şarkı var, hani hep “Bütün şarkılarıma klip çekmek istiyorum” denir ya.

 

Ve çekilemez...

 

-    İşte ben mümkün mertebe hepsine çekmek istiyorum. Gerçekten. Çünkü çok güzel bir albüm. Bu albümdeki “Öyle Bir Yerdeyim ki; Dostum Dostum” için de Gülten Kaya’ya buradan bir kez daha teşekkür etmek isterim.

 

Ne için?

 

-    Biliyorsun o şarkının sözleri Hasan Hüseyin Korkmazgil’e, bestesi Ahmet Kaya’ya aittir. Selda benim yapımcım, prodüktörüm ama yine de kendisi araya girmedi, bana “Gülten Hanım’la önce sen konuşacaksın, sen iznini isteyeceksin” dedi.

 

Onlar zaten arkadaş değiller mi?

 

-    Evet, Gülten Hanım’la çok samimi arkadaşlar. Ona rağmen izni bizzat benim almamı istedi. Aradım Gülten Hanım’ı. Bu arada hiç de tanışıklığımız yok. Anlattım, “Böyle böyle bir albüm yapıyorum Selda Bağcan ile birlikte. Bu şarkıyı da okumak istiyorum” dedim. Bir de o şarkıyı Selda ile Ahmet Kaya birlikte okumuş zamanında. Çok özel yani...

 

SADECE BARLARDA ŞARKI SÖYLEYEN BİRİ DEĞİLİM

 

Cenk Eren denince akla direkt bar programları geliyor. Bu algıdan rahatsız mısın?

 

-    Hayatımla ilgili bazı şeyler bilinmiyor, ona üzülüyorum bak. Beni hep barlarda şarkı söyleyen adam olarak tanıyorlar. İnsanlar artık bunu aşsın rica ediyorum, biraz araştırsınlar. Ben sadece barlarda şarkı söyleyen biri değilim ki.

 

Ama bar ve kulüp ortamlarında gözlerin aradığı bir isimsin...

 

-    Evet, onu da çok seviyorum ayrıca, o benim işim ve çok severek yapıyorum, yanlış anlaşılmasın.

 

Hakkında nelerin bilinmesini istiyorsun mesela?

 

-    Mesela 2006 senesinde Sezen Aksu’nun bana yaptığı “Kiraz Mevsimi” albümünde, Sabahattin Ali’nin “Gurbet Hapishanesi” şiiri var. Cenk Taşkan besteledi, ben okudum. Buyursunlar açsınlar, orada duruyor, YouTube’da her yerde var. Başka bir albümde bir Şehrazat şarkısı okumuşumdur “Dönüm Noktam” diye, dinlesinler. Ben “Kiraz Mevsimi” diye bir Sezen Aksu şarkısı okudum, dinlesinler. Çok rica ediyorum. Şimdi tek isteğim gençlerin, üniversiteli arkadaşlarımın önyargısız bir şekilde beni dinlemesi...

 

Üniversite gençliğine ulaşma konusunda Selda Bağcan adı önemli bir avantaj sağlar şimdi...

 

-    Geçenlerde Marmara Üniversitesi üçüncü sınıftan bir arkadaşım çok uzun bir mail attı bana. Diyor ki “Bu zamana kadar size karşı önyargılıydım. Hiçbir zaman bizim yanımızda durmayan, bizlere uzak olan, genelde paramızın yetmeyeceği yerlerde şarkı söyleyen bir şarkıcı olarak bakıyordum”... Gerçi çok da yanlış değil, zaman zaman konserler vermeme rağmen yeterli değildi.

 

Ne cevap verdin o gence?

 

-    “Bundan sonra sizlere ulaşmak için elimden gelen her şeyi yapacağım, daha çok konser vereceğim” dedim. “Biz artık seni keşfettik, konserlerine de gelmek istiyoruz. Ama biliyorsun bizler 20-30 lira bilet parasını bile düşünüyoruz” dedi. Yerden göğe haklı.

 

Onların arzu ettiği seviyelere çekebilecek misin ki bilet fiyatlarını?

 

-    Konser için anlaştığım organizatörler var, hepsinden tek bir şey rica ettim. “Bakın ben sizden çok fahiş fiyatlar talep etmiyorum, orkestramı ödeyin, ben kendime para istemiyorum. Bilet fiyatlarımı çok ucuz tutun. Piyasanın en ucuzu olsun, umurumda değil” dedim.

 

Cenk Eren’in konserleri dolmuyor, bilet fiyatları yerlerde derler bak...

 

-    Umurumda mı? Ayşe’nin, Fatma’nın bileti 100 lira, Cenk Eren’in 30’muş, fark etmez. 20 lira olsun isterse, ben hiç oralarda değilim. Ben artık gençlere ulaşmak istiyorum.

 

Sahne programları ne olacak?

 

-    Tabii ki oralarda da yine olacağım. Bak başlığı da veriyorum sana; sosyeteden parayı kazanacağım, genç arkadaşlarıma parasız konser vereceğim. Vallahi bunu yapacağım.

 

Hadi biraz da magazine gelelim...

 

-    Hadi gelelim. Ondan kurtulamıyorum nasılsa (gülüyor). Önce bir su alayım ama, magazin soruları boğazımı kurutur şimdi. Nereden başlayacaksın?

 

 

Evet... Pınar Altuğ ve mini eteği... Neden onun etek boyuna laf ettin durup dururken?

 

-    Ne lafı, ne! Bu yok yere üçüncü ya da dördüncü linçim oluyor zaten, dur işin aslını anlatayım. Pınar benim 20 senelik arkadaşım, arkadaşım da değil pardon, dostum. Kocası Yağmur aynı şekilde dostum. Kızı, kızım... Pınar’la yıllarca birlikte televizyon programı yaptık, yarışmalar sunduk. Arayıp “Pınar Fizan’dayım derim”, atlar gelir. Aynı şey onun için de geçerli.

 

Bu mini şakası muhabbetinize gölge düşürdü mü?

 

-    Niye bozsun? Mini muhabbeti yeni bir şey değil ki. Aramızda yıllardır olan bir espridir. Ta yarışma zamanlarımızda “Yine mi mini etek giydin” diye takılırdım ona.

 

Herkes bilir, yaz kış mini giyer zaten. Çok da yakıştırır.

 

-    Evet, dediğim gibi ben de hep takılırım, kışın “Kız üşümüyor mu bacakların?” falan derim. Diyelim ki bir tiyatro oyununa gittik beraber, Pınar mini etekle otururken ceketimi çıkarıp bacaklarına koyarım “Gazeteciler fotoğraf çeker, frikik falan verirsin” derim. Hep bu şekildeyiz. Yağmur güler hatta, “Ben yapmıyorum, sen yapıyorsun bunu” diye. “Bırak ben abisiyim” derim. Gırgırına bütün bunlar.

 

Bu sanal kriz neden çıktı o zaman?

 

-    Çok eski, 16-17 yaşlarındaki bir fotoğrafını paylaşmış Instagram’da. Ben de altına “Yok kardeşim, kadının dolabında uzun eteği yok” yazdım. Mesajın devamına gülücükler, kalpler, öpücükler koydum. Şaka yapıyorum ya... Bunu magazin siteleri aldı, yanındaki öpücükleri, gülücükleri kaldırdı, “Dolabında uzun etek yok kısmını” verdi sadece eleştiri yapmışım gibi.

 

Sonra?

 

-    Sonrası benim ne yobazlığım kaldı ne bir şey. “Sana mı düştü eteğinin boyuna karışmak, kadın düşmanı” bilmem ne... Pınar bir taraftan açıklama yapıyor, ben bir taraftan ama dinletemiyoruz ki derdimizi.

 

Böyle bir tepki bekliyor muydun?

 

-    Aklımdan bile geçmedi. Ben yorumu yazdıktan sonra Pınar telefon açtı, “Ne manyaksın” dedi gülerek hatta. Ama aradan 10 dakika geçti, sosyal medyada kıyamet kopuyor. “Pınar ne yapacağız” dedim. “Dur ben bir mesaj atayım” deyip “Cenkçim ben senin ne demek istediğini anladım” yazdı. Ben bir yandan diyorum ki “Pınar benim 20 senelik dostum”... Ama durduramadık insanları. Sonunda dedim ki “Pınar yandım. Sen mini eteğini giy de konsere gel bari” ... Bu da linçlerimden biri olarak tarihe geçti.

 

Sanki haberin veriliş şeklinde bir art niyet arıyor gibisin...

 

-    Magazin siteleri bunu biraz bilinçli olarak yapıyor, evet. Malzeme çıkarıyor çünkü. Mesajı kesip yayınlayarak gazı veriyor. O gülen suratları ve kalpleri vermiyor ki eleştiriyormuşum gibi görünsün. Bir magazin sitesi benim için “Rezil, kadın düşmanı” diye yazdı. Benim başkalarının giyimine kuşamına karışmaya hakkım olabilir mi, haddim olabilir mi? İsteyen mini etek giyer, isteyen başını örter. Yıllar önce sabah programımda “Üniversiteye başörtülü girilebilir” dediğim için programın sözleşmesi uzatılmamıştı. Bunu yaşamış adamım. Kılık kıyafetlerle işim olmaz, serbestlikten yanayım. Ama senede bir linç yiyoruz artık. Bunun bir ilacı var mı acaba .

 

 Bunca zamandır camiadasın, kaç linç yedin. Hâlâ üzülüyor musun?

 

-    Üzülüyor muyum, bazen evet. Kötü yani. Hele hiç beklemediğin zamanlarda. İnan tepe sersemi oldum Tülay. Diyorsun ki boşvereyim ama bazı yorumlar gerçekten çok korkunç. Benim üniversitede profesör yeğenim var, son olayda arayıp “Dayıcım bu ne demek” dedi. Dedim “Aman Ayselcim sen dayını tanımıyor musun, kurban olayım kızım”. Anlatabildim mi? Acayip bir şey bu sosyal medya. Bir bakın be kardeşim, bana bu denir mi artık!

 

Senin sosyal medya paylaşımların yoruma açık mı? Herhangi bir kısıtlama getirmiyor musun? Belki biraz daha rahat edersin.

 

-    Kapatmam yorumları, asla. Bir yorum okuduktan sonra dedim ki bir daha yoruma kapatmayacağım.

 

Çok mu güzeldi yorum?

 

-    Yorum şu; “Cenk Eren sen bir kere çık sahneye de canlı şarkı söyle, ben mesleğimi bırakacağım”... Ondan sonra dedim ki ben hesabımı yoruma kapatmayacağım çünkü bu yorumu yazan insan beni gerçekten hiç tanımıyor. Hiç. Bana “Canlı söyleyebiliyorsan mesleğimi bırakacağım” diyen insan artık oraya ne yazarsa yazsın umurumda olmaz. Hatta bazen moralim bozukken güldürüyor beni onlar.

 

Şimdi sırada neler var?

 

-    Konser anlaşmaları yapmaya başladım. Konserler yaza doğru artacak. Sahne çalışmalarım da devam edecek tabii. Geçen gün Selda’ya ikinci albümün repertuvarına başlayalım mı dedim.

 

Hemen başlayacak mısınız?

 

-    Bilmem ki, bana “Bir sus be” dedi (kahkaha atıyor).

 

Var mı ikna şansın?

 

-    Enteresan bir kadın Selda. Yemekle her şeyli yaptırabiliyorsun, kandırabiliyorsun (gülüyor).

 

O nasıl oluyor?

 

-    İkimiz de yemek yemeyi çok seviyoruz. Bayılıyoruz bildiğin. Ben Selda’dan bir şey isteyeceğim zaman önce inanılmaz sofralar kuruyorum, yemekler yapıyorum. Eğer bir şey isteyeceksen o gün yemekte giriyorum konuya. Yemeğin sonuna doğru “Şunu da yapar mıyız?” diyorum, “Tamam” diyor (gülüyor).

 

Belli ki aklına koymuşsun, bu albümün devamı gelecek.

 

-    Çok güzel şarkılar var daha... Belki ikinciyi tamamen türkülerden yaparız. Bakalım. Çalışalım. Şu olur bu olur diyemiyorum şimdiden.

 

SELDA’NIN ÇANTASINI TAŞIMAYA RAZIYIM

 

Albümde sadece tek bir düetiniz var değil mi?

 

-    Evet. Şimdiki aklım olsa iki şarkı okuturdum ama. Öbür albümde, türkülerde belki daha fazla düet yaparız. Ben şu yemek işine biraz daha ağırlık vereyim (gülüyor).

 

Başka proje yok mu? Aklın fikrin ikinci albümde mi?

 

-    Bir hedefim daha var. Hani Selda yurtdışı festivallerine gidiyor ya, çaktırmadan programını takip ediyorum. Hiç haber vermeden o festivallerden birine gidip sahne arkasında durmak, konserin bir yerinde de kendimi sahneye atmak istiyorum (gülüyor). Yeter ki gideyim, orada Selda’nın çantasını da taşıyabilirim, hiç sorun değil. Çünkü ben o konserlerden birine şahit oldum. Türk vatandaşlarımızdan söz etmiyorum, yabancılar Selda’yı gördüklerinde çıldırıyor. Bayağı dünya starı artık o. Menajerine “Beni ekibe yaz, çantasını taşırım” dedim. Belki arada kafamı uzatır bir “a” falan derim ben de .