ERKEN TEŞHİSTE YENİ DÖNEM: KİŞİYE ÖZEL KALP SAĞLIĞI

     Gerek dünyada gerekse ülkemizde, ölüm nedenlerinin başında kalp ve damar hastalıkları geliyor. Bu hastalıklarda erken teşhisin önemi ise hepimizin malumu... Erken teşhis kadar önemli olan bir başka nokta ise henüz hastalıklar oluşmadan önce kişinin, yaşam tarzında yapması gereken değişikliklerde gizli.

     Prof. Dr. Özlem Esen, kardiyolojinin fonksiyonel tıp alanıyla ilgili olan ve Türkiye’de henüz yeni yeni oluşmaya başlayan “yaşam tarzı değişiklikliği danışmanlığını”, medikal ve akademik olarak devam ettiren nadir isimlerden. Prof. Dr. Esen, kliniğinde erken teşhis ve check-up yöntemlerini, yaşam tarzı değişiklikleri alanındaki danışmanlık hizmetleriyle buluşturuyor. 

Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İngilizce Tıp Fakültesi mezunuyum. 15 yıldır kardiyoloji uzmanı olarak görevime devam ediyorum ve aynı zamanda Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesiyim. Uzun yıllar Memorial Hastanesi’nde çalıştım, şimdiyse kendi kliniğimde hizmet vermekteyim. Özellikle kardiyoloji ve teşhis alanları olan kardiyolojik görüntüleme, ekokardiyografi, efor gibi erken teşhis aşamaları benim ilgi alanıma giriyor. Genel anlamda ise uzun kronik hasta takibi, yaşlı hasta takibi ya da erken kal*p teşhisi gibi kalple ilgili bütün alanlarda çalışmalarımı sürdürüyorum.

Kliniğinizde hastalarınıza verdiğiniz hizmetler nelerdir? Hastalarınız,  diğer kliniklerden farklı olarak sizin kliniğinizde neler bulabilir?

Kliniğimizde, benim dışında check-up hekimi olarak çalışan dahiliye hekimimiz ve bir de diyetisyenimiz var. Bu branşların hepsinin bir klinikte toplanmış olması, hastaya bütüncül açıdan yaklaşmamız açısından oldukça önemli. Hedeflediğimiz durum, hastanın buradan çıktıktan sonra farklı bir hastane veya doktora gözükme ihtiyacı duymadan tedavisini, kolayca burada tamamlayabilecek olması.

Benim asıl ilgi alanım, yaşam tarzı değişikliği olarak da adlandırabileceğimiz kardiyolojinin fonksiyonel tıpla ilgili olan alanı. Yani hastalıklar oluşmadan veya ilerlemeden önce, kişilerde bu hastalıkları takip etmek ve onlara danışmanlık hizmeti vermek. Fonksiyonel tıp, Türkiye’de yeni yeni oturan bir branş. Bunu çok fazla medikal ve akademik anlamda yürüten yok ve benim de tam olarak hedefim; fonksiyonel tıp dediğimiz kavramı daha çok yaygınlaştırarak kalp hastalıkları, henüz oluşmadan veya ilerlemeden onlara engel olabilmek.

“Ani kalp rahatsızlıklarına hazırlıklı olmak demek, bizim için hastanın hayatını kaybetme riskini yarı yarıya azaltmak demek.”

Kalp hastalıklarında erken teşhisin rolü nedir?

Ülkemizde kalp hastalıklarının görüldüğü yaş aralığı oldukça genç. 35-45 yaş arası hasta sayısı gittikçe artmakta. Yaşam koşulları her an değişiyor ve tükettiğimiz zararlı maddeler de kalp rahatsızlıklarında olumsuz rol oynuyor. Bu nedenle yaşın genç olmasına güvenilip ihmal edilmeyecek bir konu ve eğer ihmal edilmezse, erken teşhis hayat kurtarır. Kalp krizi riski taşıyan bir insana bu teşhis önceden konulursa, hastalığın önlemlerini alabiliriz ve hastalık, kötü bir sürpriz olmaktan çıkar. Ani kalp rahatsızlıklarına hazırlıklı olmak demek, bizim için hastanın hayatını kaybetme riskini yarı yarıya azaltmak demek.

Görüntülemeden bahsedebilir misiniz?

Standart bir check-up paketine girdiğinizde sizi, bir efor testine alırlar. Halbuki o kişinin damar sertliği başlamışsa bunu efor testinde görme şansımız yok. Dediğim gibi risk analizi yapacaksınız ve kişinin risk analizine göre belki tomografik anjiyo gibi bir yöntem kullanmamız gerekebilir. Ancak o zaman damarlarda başlayan kalp damar hastalığını görebiliyoruz. Bu yüzden verdiğimiz bilginin kişiye özel olması lazım. Bunun için biz, terzi tipi check-up dediğimiz yöntemi uyguluyoruz. Yani kişiye özel kalp kontrolü yapmak gerekiyor.

“Her şey dozunda tüketilmeli”

O zaman sağlıklı bir insan, hiçbir problemi olmasa da size gelmeli ve ön kontrol olarak size kendini göstermeli mi demeliyiz?

Bu bilinçte insanlar da var. Ailesinde kalp rahatsızlıkları bulunan kişiler, aynı sorunları yaşamamak için tedbir amaçlı gelip kontrol olup bu sorunlarla karşılaşmamak için neler yapabileceklerini soruyorlar. Hastanelerde check-up yaptırabilirsiniz;fakat sizin her sorununuzu özel olarak incelemezlerse, her şey yolunda gözükür. Bütün durumlar ele alınırsa ancak hastanın ileride kalbiyle alakalı çıkabilecek sorunlar öngörülebilir. Kısacası buna, kişiye özel kalp sağlığı diyebiliriz. Yaşam tarzımız ve beslenmemiz kadar testlerde yapılan kişi analizi de kalp krizinden korunmak için büyük bir kriter. Herkese aynı testler uygulanamaz. Örneğin; kolesterolü olmayan biri, rahatça kırmızı et yiyebileceğini düşünürken bağırsaktaki sağlıklı bakteri dengesini de bozabileceğini veya kırmızı etin kalp krizine neden olan bir maddeye dönüşebileceğini göz önünde bulundurmalı. Eski anlayışlar, maalesef değişen yaşam koşullarıyla birlikte tamamen geçerli sayılmıyor artık.

Kalp sağlığı için tavsiye edebileceğiniz bir diyet var mı?

Hayvansal gıdayla beslenmektense Akdeniz diyeti en sağlıklısı. Yani et, biraz daha az olmalı; zeytinyağı, daha çok tüketilmeli. Haftada 2-3 kez balık yenmeli; tahıl ve kuru bakliyatların ağırlıklı olduğu bir diyet modeli uygulanmalı. “Beyaz un, hiç tüketilmemeli.” diyemeyiz, tabii ki tüketilebilir. Her şey dozunda tüketilirse sağlıklı olunur.

Kalp hastalıklarındaki en önemli faktörlerden biri de stres. İnsanlar, bunun önüne kolayca geçemiyor. Kalbi, stresli dönemlerde ne yapmalı da korumalı? Bunun için özel bir öneriniz var mı, stresi nasıl yönetebiliriz?

Stresli dönemlerde kendimizi rehabilite etmeliyiz. Stresimizi, bir sünger gibi karşılayacak yumuşak bir ortam yaratmamız lazım. Zihnimizi, stresli ortamdan uzak tutmamız gerek böyle zamanlarda. Meditasyon, yoga gibi yöntemler kültürümüzde çok yaygın olmasa da bunun yerine açık havada yürüyüş yapmak da kendimizi rehabilite etmek için çok iyi bir yöntem. Bir yerde görmüştüm; büyük beyinler, yürüyüşte karar alırlar. Açık hava zihni ve düşünceyi açar, olumsuzlukları bertaraf eder. Zihin bir şeye takılmışsa çıkın bir yürüyüş yapın.

Hastalıklarla ilgili insanları bilinçlendirmek adına sempozyumlar, dernekler, çağrılar oluyor. Peki sizce Türkiye’de insanlar, kalp sağlığı konusunda bilinçli mi?

Bence Avrupa’ya göre daha bilinçli olmaya başladık. Şöyle ki kişilerde “ailemde bu rahatsızlık var, bende de olabilir mi” düşüncesi daha da sıklaşmaya başladı; ama burada yaş bandımız, 30-50 yaş. 50 yaş üstü hastalarımız, bu bilgiden biraz daha yoksun. Medyayı takip eden genç jenerasyonda, bu bilgi daha çok benimsenmiş durumda diye düşünüyorum. Yapılan bilinçlendirme çalışmalarından da geri dönüşler alınıyor tabii; ama kalp sağlığıyla ilgili yeterince bilinçlendirme çalışması olmadığını düşünüyorum.