“Türk kadınının desteklendiği takdirde; ulaşamayacağı hedef yoktur”

 

Samsun ve İstanbul’da cemiyet hayatının oldukça sevilen ve gözde isimlerinden biri olan, farklı sektörlerde oldukça başarılı işlere imza atmış Gülbin Araboğlu ile başarılarla dolu hayat hikâyesini kendisinden dinlediğimiz, aynı zamanda da ailesi için gelecek planlarını öğrendiğimiz oldukça keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

 

 

Gülbin hanım, kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Samsun doğumluyum. Samsun’da ticaret ve cemiyet hayatının saygın isimleri arasında yer almış güçlü bir ailenin çocuğu olarak çok mutlu aynı zamanda hareketli bir çocukluk geçirdim. Çocukluğumda ki tüm coşkumu İstanbul’da geçirdiğim üniversite günlerime de aktardığımı söyleyebilirim. İstanbul ve Samsun arasında sürekli seyahat halindeyken, bugün ki beni çok geliştiren yurt dışı seyahatlerim oldu. Samsun, İstanbul ve yurtdışı üçgeni üniversite sonrasındaki hayatımı da özetliyor aslında… 30 yıla ulaşan, nazar değmesin, çok mutlu bir evliliğim ve 28 yaşında, şu anda Fransa’da yaşayan bir kızım var. Eşim de tıpkı benim gibi ticaret ve cemiyet hayatının önde gelen ailelerinden birine mensup… Sanırım, ‘doğduğun ve büyüdüğün ev kaderin oluyor’ sözü çok doğru. Çünkü bu geleneğin içerisinde yetiştiğim ve yaşadığım için benim de gözüm hep çeşitli ve yaratıcı sektörlerde oldu. Girişimci ruhum ve pratik zekâm ile bu kader pekişince yıllar yılı hep yeni işler geliştiren ve büyüten bir iş insanı olarak yaşadığımı söyleyebilirim.   

 

Eğitim ve iş yaşamınız ile ilgili biraz daha detaylı bilgi alabilir miyiz?

İlk ve Orta öğrenimimi Samsun’da tamamladım. Marmara Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezunum. İstanbul serüvenimin gerçek anlamda başlaması üniversite ile oldu. Bu dört yıllık eğitimin hemen ardından 1988 yılında öğrenme isteğimi her zaman destekleyen ailemin katkılarıyla, bu kez de İngiltere’de The Bell School’da, devamında ise University Of East Anglia’da (UEA NORWICH) eğitimime devam ettim.

 

Oldukça şanslı biriyimdir. Bu özelliğim tüm yaşamımda kendini göstermiştir. Tabii, şansların en önde geleni ise ailemdir. Aileme bana karşı anlayış ve destekleri nedeniyle her zaman müteşekkirim. Türkiye’ye döndüğümde niyetim İstanbul’da çalışmak ve yaşamıma devam etmekti. Bu sebeple ilk başvuru yaptığım Halk Yaşam Sigorta şirketinde işe başladım. Bir süre sonra da yine iş seyahati sebebi ile Samsun’a geldim. Bu seyahatte de eşimle tanıştım.

Şanslı olduğumu söylemiştim ya…

 

Ailemle başlayan şansım, eşim Rüştü’nün hayatıma girmesiyle katlandı. 30. Yılımızı Mayıs ayında kutlayacağız; bunu söylerken bile kalbim ilk gün ki gibi heyecanla çarpıyor! Bana her daim aşkla, sevgiyle bakan eşim, benim isteklerimi her zaman çok önemsemiş ve her daim yanımda olmuştur. Samsun ve İstanbul’da hayata geçirdiğim tüm projelerimin temelinde bu desteğin ciddi payı vardır. Bana her zaman güvenmiş ve beni yeni başlangıçlar için motive etmiştir.

 

Çocuklara ve onların eğitimine verdiğim değer nedeni ile ilk işim, dönemin en güçlü Çocuk Yayın Grubu Ya-Pa’nın Karadeniz Bölge Bayii’liği oldu. Aynı şirket bünyesinde Karadeniz Ya-Pa Çocuk Kulübünü kurup; bir psikolog eşliğinde Karadeniz’deki çocukların gelişimine ve eğitimine destek olduk. Bu işe devam ederken yine Samsun’da, bünyesinde spor merkezi de olan bir “Çocuk Yuvası” açtık. Birçok çocuğun hayatına dokunabilmiş olmanın değerini, bugün öğrencilerimin her biri yetişkin ve başarılı birer birey olarak karşıma çıktığında daha iyi anlıyorum. Çocuklara ve dolayısıyla ülkemizin geleceğine yapılan yatırımın önemini hem ticari hayatımda hem de özel hayatımda çok iyi deneyimledim.

 

Kızımı İstanbul’da eğitim hayatına yeni başlayan Saint Joseph Eğitim Vakfı, Küçük Prens İlkokuluna kayıt ettirdik. Fransız ekolünü tercih etmemiz tesadüf değil aslında… Kayınpederim Galatasaray ekolünden geliyor; eşimin kardeşi de Fransa’da üniversite eğitimi aldı. Kızım Ece ilkokulda onların izinden giderek, eğitim hayatına sağlam adımlarla başlamış oldu.

 

Eğitime ve öğrenmeye karşı olan merakım, kişisel gelişimimi de destekleyeceği düşüncesi ile bir takım sertifika programlarına katılmaya yönlendirdi. Yaptığım işlerde bana oldukça katkı sağlayan bu programların hem yaşamıma verdiği yön, hem de kişisel ilişkilerimde ve iş hayatımda katkıları üst seviyede olmuştur. Öğrenmeyi seviyorum. Yaşam boyu süren olgulardan bir tanesi sevgi, bir diğer değerlisi de öğrenmektir. Hep bu düstur üzerinden özel yaşamıma, aile ve iş yaşantıma yön vermeye çalıştım.

 

Kızımın eğitimi sebebiyle ara verdiğim Samsun’daki iş yaşamımı eğitim sektöründen, hazır giyim sektörüne taşıyarak devam ettirdim. Giyime tarz katmayı ve insanlar ile bunu paylaşmayı çocukluğumdan bu yana çok severim. Bu merakımı uzun yıllar dostlarımla hobi olarak paylaştıktan sonra profesyonel bir boyuta taşıyarak bir butik açtım. Dostlarımın hep takdir ettiği seçkin tarzımı Samsun’lu şık hanımlara profesyonel olarak da göstermeliydim. Yaklaşık dört yıl keyifle ve azalmayan enerji ile bu işi sürdürdüm.

    

Bu arada altını çizerek belirtmek isterim ki; birçok iş yaptım. Ben bu işleri sadece ticari kaygılar ile yapmadım. İnsanları seviyorum. Hangi yaş ve sınıfta olursa olsun iletişim benim için değerlidir. Gelişmiş sosyal farkındalığım ile çok kişinin hayatına dokundum. Bugün düşündüğüm zaman da “iyi ki yapmışım” diyorum. Eğitim hayatına kazandırdığım gençler, küçük ama manevi değeri yüksek yardımlar, sosyal sorumluluk projelerine yaptığım katkılar, dernek çalışmaları bana kendimi her zaman iyi hissettirmiştir.

 

Her meslekten dostlarım var. Üniversite camiasından da birçok hekim dostlarım oldu. Kent merkezindeki bir Estetik Cerrahi kliniğine, alanının uzmanlarından bir profesör ile ortak olmak da bu dostluklarımın bir getirisiydi. Bu keyifli işimi klinikler ile ilgili yasa değişikliği nedeni ile bir yıl sonunda bitirmek zorunda kaldım.

 

Her ne kadar yemek yapmaktan çok hoşlanmasam da gusto kişiliğim sebebiyle bu sektör de her zaman radarımda olmuştur. Özellikle Fast Food alanının gösterdiği o dönem ki gelişme beni hep cezp etmiştir. 2011 yılı Mart ayında İstanbul’da yeni açılan Sapphire AVM’nin food court’unda ulusal bazda hizmet veren bir restoran zincirinin bayiliğini aldım ve iş yelpazeme böyle bir rengi de dâhil etmiş oldum.

 

Diğer işlerimde olduğu gibi Sapphire AVM’deki işimi de geliştirdikten sonra devrettim ve devamında Samsun’a gelerek, şehrimizde yeni açılan Piazza Avm bünyesinde eşime ait Arçelik mağzasının yöneticiliğini üstlendim. An itibariyle eşimin uzmanlığı ve aile geleneği olan bu işi eşime devretmiş bulunuyorum.

 

Bugün artık kendime ve sevdiklerime daha fazla zaman ayırmaya karar vererek; aktif çalışma hayatından çekilmiş gibi görünsem de; Samsun ve İstanbul’daki sosyal hayatın içerisinde, her iki şehrin ve cemiyet hayatının benden beklediklerini vermeye, topluma ve ülkeme sunabildiklerime konsantre olmaya çalışıyorum.

Samsun’un köklü ailelerindensiniz ve gerçekten çok seviliyorsunuz. Samsun’lu olmak orada yaşamak nasıl bir duygu?

Ailelerimiz 100 yıldır Samsun’da yaşıyor ve ticaret yapıyorlar. Rüştü’nün ailesi Samsun’un bir zamanlar en önemli ekonomik girdisini sağlayan tütün ticareti yapıyormuş. Bunun yanı sıra İthal Otomobil ve nihayet 1955 yılında Arçelik ile kurduğu sağlam köprüler üzerinden bayi olarak devam etmişler. Bugün Araboğlu Ailesi bu geleneği devam ettiriyor. Bu yıl 65 yılı geride bırakmış olacaklar. Kendi ailemin ise yine çok uzun yıllardır Samsun’da yaşadıklarını ve ticaret yaptıklarını röportajımızın başında söylemiştim.

 

Ben de Samsun’da doğdum ve büyüdüm. Samsun tabii ki benim gerçek evim. Hayat tarzıma ve fikirlerime ters bir şehir olsaydı devam edemezdim burada yaşamaya. Ama Samsun belki de Türkiye’nin en çağdaş şehirleri arasında. Okumuşumuz, eli kalem tutanımız kırsalda bile azınlık denemeyecek kadar çoktur. Bir de biliyorsunuz Samsun, Kurtuluş meşalesinin yakıldığı 19 Mayıs Kentidir. 2019’da bu mücadelenin 100. Yılını büyük bir coşkuyla kutladık. Sadece bu bile Samsun’u farklı kılan bir tarihtir.

 

Samsun, metropollere kıyasla küçük bir kent olabilir. Ancak Karadeniz’in kıyısında muhteşem bir coğrafyaya sahip harika bir sahil şehridir. Bu tanım içerisindeki bir kentte 1 asırı devirince bizler gibi tanınıyor, güveniliyor ve seviliyorsunuz. Ne mutlu bana…

 

Oldukça sosyal bir babanın kızıyım. Bazen bin kez anlatılan bir şeyi bir kez yaşayınca çok daha iyi anlıyorsunuz. Yaşanmışlıklar bu nedenle değerlidir. Babamı geçtiğimiz aylarda kaybettik. Nasıl bir mirasa sahip olduğumu ve nasıl güzel bir şehirde yaşayıp, nasıl güzel dostluklar kurduğumuzu o zaman daha da iyi anladım. Gerek o zaor süreçte yanımızda olanlar, halkikaten uzaktan gelerek destek verenler, zoru kolay yapan katkılarinsanın aidiyetini geliştiren olaylardı. Mesela Samsun’da yolda birilerinin; size selam vermeleri, önünüzü kesip bir bardak çay ikram etmek için ısrar etmeleri, tanımadıkları halde evlerine davet etmeleri için benim misafirim olduğunuzu bilmeleri yeterlidir.

 

Samsun’da hala Anadolu’nun kaybolmayan değerlerini görebilirsiniz. Böyle olunca bu tanım içerisindeki kentim stresten uzak, daha sakin ve güvenli bir yaşam sunuyor. Ayrıca samimiyet ve aidiyet kavramlarının da yoğun yaşandığı bir şehir olarak öne çıkıyor. Bu özellikleri ile nitelikli göç de alıyoruz. Yeni yerleşim bölgeleri oluşuyor, emlak stokları hızla tükeniyor. Şimdilik, bu hızlı büyümenin getireceği sorunların nasıl kat edileceğine ilişkin sohbetlerde kalan endişelerimizi seslendiriyoruz. Ancak yarın bu anlatımlarda tarif ettiğimiz kentimizi bulabilmemiz önce bizim çaba göstermemiz gerekiyor.

 

Seyahat etmeyi çok seven birisiniz. Çok sık yurtdışına çıkıyorsunuz. Sizce Avrupa’da ki bir kadınının yaşam standartları ile Türk kadınının yaşam standartları arasındaki en belirgin farklar nelerdir?

 

Başlarken belirtmeliyim; “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerindeki her şey kadının eseridir” diyerek kadına ayrı bir yer veren, seçme ve seçilme haklarını Türk Kadınına 86 yıl önce veren Mustafa Kemal Atatürk, biz Türk Kadınlarının en büyük şansıdır.

Avrupa tabii ki çok bambaşka bir kültür… Aslında doğrudan bir kıyaslama yapılmasını bu anlamda çok uygun bulmuyorum, ancak şunu söyleyebilirim; Türk kadını yaşam standartları ne olursa olsun bence tüm dünya kadınları arasında gücüyle, enerjisiyle, yoktan var edebilen azimli ve asla pes etmeyen sağlam karakteriyle öne çıkıyor. Türk kadını ayrıca çok zekidir ve girişimcidir. Desteklendiği takdirde ulaşamayacağı hedef yoktur.

 

Böyle bakıldığında bence en belirgin fark Türk ve Avrupa toplumlarındaki kadınlara sunulan imkânlar ile değerlendirilmelidir. Eğitim olanakları açısından çok daha uzun yıllardır kız çocuklarının eğitiminin önemsendiği bir Avrupa varken; Türkiye’de Cumhuriyet dönemiyle birlikte ivme kazanmış bir eğitim önceliği vardır. Eğitimde fırsat eşitliği, düşünce özgürlüklerinin gerçek anlamda var olması, kadının siyasette ve iş yaşamında tam aktif ve bağımsız bir kimliğe kavuşması ile bence Türk kadını farkı kapatacaktır. Hatta bizim bir adım önde olabileceğimize inanıyorum. Bu anlamda kendimi, çağdaş bir birey olarak ülkemin ve Türk Kadınının yanında ve gerektiğinde destekçisi olarak görüyorum.

 

2020 için planlarınız nelerdir?

Tabii ki bir dünya insanı olarak da görmek istediğimiz birçok bölge ile ilgili merakımı gidermek arzusundayım. Yeni kültürler ile buluşmak, yeni insanlar tanımak, gördüklerim ve öğrendiklerimi ailem ve dostlarım ile paylaşabilmek ilk planım. Bir bölgeye sadece tatil amaçlı gitmek de yetmiyor artık. Kültürlerini ve hikâyelerini de mümkün olduğunca anlamaya çalışıyoruz. Bunun için planladığımız bölgeyi seyahatten önce tanımak için bilgileniyoruz. Bu anlamda internet denen icadın doğru kullanıldığında yaptığı katkıları herkes gibi çok önemsiyorum.

 

Gitmek istediğim yerler arasında en başta Zanzibar geliyor. Sanıyorum 2020’nin ilk aylarında eşimle bir Zanzibar seyahati yapacağız… Eşimle birlikte yaptığımız planları anlatırken; Ece’miz, tek çocuğumuz ve tabii her anne baba gibi üzerine titrediğimiz, gözümüzde hiç büyütemediğimiz bir tanemiz. Eğitim hayatı içerisinde İstanbul ve kısa süreli Amerika oldu. İki yıl önce İtalya'da bir master programı ve şimdi Paris'te çalışıyor ve yaşıyor.

 

Kızımla birlikte yapmak istediklerimi bir plana bağlamam mümkün değil. Çünkü her zaman birlikte olmak ve onun doyumsuz varlığını hissetmek için sürekli bir faaliyet içerisindeyim. Bulduğum her fırsatta onun yanında buluyorum kendimi. “Plan” olarak ise her yıl yaptığımız bir anne-kız seyahatimiz oluyor. Onu bu yıl da Ece’nin müsaitlik zamanına göre yapacağız.

 

Bunların dışında tabii ki kızımla kurduğumuz hayallerimiz var. Dile getirmek zor tabii ama tüm okuyucuların anlayabileceği hayaller bunlar. 2020 ayrıca bu hayallerimizin de temelini atacağımız bir yıl olabilir.

 

Bunun yanı sıra eğitim için destekte bulunduğum çocukların, gençlerin sayısını arttırmak istiyorum. Daha fazla çocuğa dokunup eğitim ve öğretim hayatlarına destek vermek istiyorum. Bizler gibi toplumda belirli bir yere gelmiş, aile ve iş yaşamıyla öncü olmuş insanların en büyük sosyal sorumluluğunun bu olduğuna inanıyorum.

 

2020’de yeni bir hobi edinmek için de oldukça heyecanlıyım açıkçası. Belki biliyorsunuz; ciddi şekilde beyin jimnastiği yaptıran;  hem de ciddi bir takip ve odaklanma gerektiren bir oyun var, Briç. 2020 ‘nin ilk yarısında bu yeni hobim için kolları sıvayacağım.

 

Ve tabi bir de ülkemiz adına dileklerim var; yine eğitim alanındaki hassasiyetimle söylüyorum; ülkemin daha çağdaş, üreten, kazanan ve mutlu insanlara yeniden kavuşması için eğitim alanında reformlar yapılmasını umuyor ve diliyorum. Doğal afetlerin yaşanmadığı kimsenin canının yanmadığı bir yıl olsun istiyorum. Çünkü biz Türk insanı olarak, nereye ateş düşse oralı oluruz... İşte ben de aynı öyleyim, ülkemin dört tarafında huzur bolluk ve bereket olsun istiyorum... Herkes için çok hoşgelsin 2020!