Türkiye’nin tekrar eğitim odaklı öğretim olmasına vesileyim”
Birçok alanda göstermiş olduğu başarılı kimliğinin yanı sıra özellikle eğitim alanında eşi benzeri bulunmayan kimlik olan Nuri Uysen ile Yükseliş Koleji’nin tarihini, okullarında benimsemiş oldukları ‘sosyal öğrenci’ odaklı eğitim sistemini ve Türkiye’deki okullarda benimsenmiş olan ‘hatalı’ eğitim sistemini konuştuğumuz çok özel bir röportaj gerçekleştirdik...

 Nuri bey, biz sizi hayırsever ve eğitimci gibi birçok kimliğiniz ile biliyoruz. Ayrıca gayrimenkuldeki yatırımlarınızla ve insanlara yaptığınız inanılmaz yardımlarla da oldukça öne çıkmaktasınız. Fakat yine de biraz bize kendinizden bahseder misiniz?

İskenderun doğumluyum. Dört kız çocuğu babası ve altı torun sahibi bir bireyim. Meslek hayatına öğretmenlikle başladım. Yedi yıl ilkokul öğretmenliği ve ilkokul müdürlüğü yaptım.1983 yılında da kendi isteğimle öğretmenlikten ayrılıp, iş hayatına atıldım. İskenderun’da ‘Bal’ adında bir sürücü kursu daha sonra da dershane açtım. Gayrimenkul sektöründe yatırımlar yaptım; gayrimenkul sektöründe yatırım yaparken yabancı yatırımcılara yöneldim. Mesela Kazaklar’ın Türkiye’deki ilk büyük yatırımını biz yaptık. Daha sonra Alman yatırımcılarla alışveriş merkezi yapılmasını sağladık. Şu anda da eğitimciliğe olan ilgim dolayısıyla da tekrar eğitim hayatına döndüm ve Yükseliş Okullarının adını alarak İskenderun’da, Türkiye’nin en donanımlı kompleksini yaptık. Yükseliş Okulları olarak çok iddialı bir okulumuz var. Şu anda da bununla meşgul olmaktayım. 

İskenderun’luyum dediniz. İnsanlar genelde doğdukları yere yatırım yapmıyorlar; ekonominin nabzı attığı için daha çok İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlere yöneliyorlar. Sizin istisna bir kişiliğiniz var bu konuda. Şimdiye kadar olan yatırımlarınızı  yaparken ön planda olan neydi?

Kendi adıma ticari yatırımlarım var tabii ki; İstanbul, Ankara ve Adana’da da yatırımlarımız var ve Türkiye’nin muhtelif yerlerinde ticari yatırımlar yaptık. Ama hayır adına olan yaptığım yatırımları İskenderun’da yaptım. Mesela İskenderun’da bulunan ‘Nuri Uysen’ camii ve ‘Nuri Uysen Ortaokulu’ gibi... Şu anda da bir üniversitede eşimin adına spor ve sağlık merkezi binası yapıyoruz. Hizmet adına yaptığım yatırımları memleketim adına yapıyorum. Benim bu konudaki görüşüm; her insan kendi doğduğu, yediği, içtiği, soluduğu memleketine yatırım yaparsa, her memleket hizmet almış olur. 

Çok yönlü bir iş insanısınız, sizi her sektörde görmek mümkün fakat ağır basan taraf, eğitimci kimliğiniz...

Tabii, eğitim sevdiğim bir meslek çünkü bir kere insana hizmet var... İnsanların hayatlarına dokunmak ve manevi yönden tatmin etmek en büyük armağanım. Bir insanın hayatını değiştirebilmek onu ancak eğitmekle mümkün ve eğitim her şeyin temel taşı.Temel eğitimle başlar, eğitim olmayan hiç bir sektör başarıya ulaşamaz; yani bugün iyi bir siyasetçi, iyi bir bilim insanı, iyi bir doktor ve kısaca iyi bir meslek sahibi olmak istiyorsak hepsi eğitimden geçiyor. Bu yüzden eğitimi seviyorum ve eğitimin Türkiye’de gelişmesini de temenni ediyorum.

Nuri bey, biraz önce de bahsettiğiniz gibi, İskenderun’da çok büyük bir kolej yaptınız. Yükseliş Koleji çok eskiye dayanan bir kolej...Okulun kapasitesinden, eğitim alanındaki farklılıklarından ve yetiştirdiğiniz öğrencilerden biraz bahseder misiniz?

Yükseliş Koleji 1962’de kurulmuş bir kolejdir. Daha sonra kapanmış. Biz İskenderun’da bir koleji devralıp, farklı isimde olan bir kolejin ismini daha sonrasında ‘Yükseliş’ olarak değiştirmek istediğimizde, ismin bir vatandaş tarafından alındığını öğrendik ve gidip ondan isim hakkını aldık. İlk Yükseliş Koleji biziz, bizden sonra 13-14 ilde Yükseliş Koleji yapıldı ve hala sayısı artmakta...Tabii benim eğitime bakış açım farklı; eskiden kolej dendiği zaman akla Robert ve Amerikan Koleji gibi okullar geliyordu. Daha sonra bu özel okullar çoğaldı ama özel okul hürriyetinde çoğaldı; kolej hürriyetine giremediler. Girememe nedenleri Türkiye’deki eğitime bakış acıları. Türkiye’de eğitim yana bırakıldı, yerine öğretim odaklı çalışılmaya başlandı. Yani bir nevi dershane zihniyetiyle okullar açıldı ve kolejler paralı okullar haline geldi. Bu okullar çocukları sosyal yetiştirmeyen, kişilik sahibi yapmayan, onları kendi yetenekleri doğrultusunda hazırlamayan; yalnız sınava hazırlayan okullar haline geldiler. Ben bu zihniyete karşıyım, Türkiye’nin tekrar eğitim odaklı öğretim olmasına vesileyim. Bizim okuldaki misyonumuz; soran soruşturan, kişilik sahibi, özgüveni gelişmiş sosyal öğrenciler yetiştirmek. Bu yüzden sosyal çalışmalara çok ağırlık veriyoruz, çocuklar yetenekleri doğrultularında tiyatro, müzik, sportif ve bilim çalışmalarına katılıyorlar. Okulumuzda her türlü teknik donanım mevcut.Türkiye’de şu anda 16-17 tane bilim merkezi var. Bunlardan bir tanesi de bizim okulumuz, kendimize ait bilim merkezimiz var. Şu anda İskenderun’da, devlet okullarındaki öğrencilerin ücretsiz olarak bizim merkezimizde gezmesini sağlıyoruz. Her gün devlet okullarından 1-2 tane öğrenci randevu alarak bize geliyor ve buradan yararlanıyorlar, onlarda bizim öğrencilerimiz. 

Veliler, çocuklarının sadece sınava hazırlanmaları gerektiğini düşünüyorlar fakat bu doğru değil; çünkü hangi yetişkin bir konferansı 2 saat boyunca dikkatle dinleyebilir? İnsanlar kendilerinden pay biçseler çocuklarına ne kadar haksızlık ettiklerini daha iyi anlayacaklar. Sosyal bir çocuk, içine kapanık bir çocuğa göre bir konuyu çok daha rahat öğrenebilir. 

Yükseliş kolejinde ‘Yükselişe Şefkat’ adlı bir derneğimiz var.Her sınıftan bir öğrencinin katılımıyla bu dernek oluşturuluyor, bu çocuklar sene içerisinde dayanışma olarak ne yapabilirler diye plan yapıyorlar. Örneğin bir köye kitap yardımı veya Kızılay’la işbirliği yaparak çocuklara oyuncak yardımı gibi, lösemili kardeşlerinin dileklerini gerçekleştirmek adına neler yapabilirler gibi...Tabii ki yalnız para toplayıp bunları gerçekleştirmekle kalmıyorlar, burada ilkokul birinci sınıftaki çocuk da bu kurulda yer alıyor orada bulunan kararın altına imza atıyor, daha sonra bu dileği gerçekleştirmek adına nasıl bir kaynak sağlarız diye düşünüyorlar; okulda turşu satıyorlar mesela, topladıkları bu paralarla da yardıma ihtiyacı olanların dileklerini gerçekleştiriyorlar. Ayrıca her öğrencimizin bir kumbarası var, harçlıklarından artan paraları buraya koyuyorlar, dönem sonunda da herkes kumbarasını öğretmenine teslim ediyor. Öğretmenlerle birlikte kumbaraları açıyorlar ve ne kadar birikmişse toplanan para ile de sene sonunda yardımlar yapılıyor.Geçen yıl 15 tane tekerlekli sandalye alıp huzurevine bağış yaptılar. Bu tarz faaliyetlerle yardımlaşma duyguları artıyor, karar verme yetenekleri artıyor, gelişiyor, dayanışmayı öğreniyorlar ve bunun gibi daha birçok sosyal etkinliklerde de yer alarak çağdaş bir eğitim görüyorlar.

Eğitimde bir çok eksiklikler var ve eğitim her yıl değişerek yeni bir sistem getiriyor. Siz bir eğitimci olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, size etkileri nasıl oluyor?

Bu daha çok çocukları etkileyen bir şey, tabi bu çocukların dengesini bozuyor ve böylece çocuk iki baskı altında kalmış oluyor; hem milli eğitimin baskısı üzerlerinde hissediliyor,hemde ebeveynlerinin baskısı...Bir çocuğun mutlaka mühendis, avukat olması şart değil. Fakat veliler bu şekilde değil, mutlaka bir yüksekokul bitirsin gözüyle bakıyorlar. Elbette ki bu da önemli fakat çocuk sosyal olarak gelişmediği takdirde mühendis de, doktorda olsa başarılı olması mümkün değil. Sevmediği bir okulda, branşta okuyan çocuğun, sevmediği bir meslekte başarılı olduğu görülmemiştir. Ama sevdiği bir dalda İlerleyen öğrenci hem kazanç olarak daha çok büyük paralar kazanmıştır hem de ünvan olarak çok büyük mesafeler kat etmiştir. Mutlaka çocuğun yeteneği ve isteği doğrultusunda çalışmaya yönlendirilmesi lazım...Biraz da iyi bir sanatçı, yazar, gazeteci veya iyi bir esnaf olsun...Bizim okulumuzdan mezun olan bir öğrenci mutlaka bir dil bilerek ve bir enstrüman çalmayı öğrenmiş olarak mezun olmaktadır. Bunlar önemli çünkü bu öğrenciye özgüven kazandırmakla beraber kişilik kazandıran da bir olaydır. İyi keman çalması, iyi bir sanatçı olması şart değil fakat bir enstrüman çalmak, toplumda o çocuğa bir yer edindirecek ve söz sahibi olmasına neden olan olacak. 

Peki, veliler son dönemlerde ülkemizdeki eğitim sisteminden oldukça rahatsızlar. Bu yüzden de yurtdışına inanılmaz bir beyin göçü yaşanıyor. Siz bunların önüne geçebilmek için, bir eğitimci olarak neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Milli eğitimin başına doktor, mühendis, avukat gibi maalesef eğitimle uğraşmayan kişilerde gelebiliyor. İlk defa bu dönem bir eğitimci işin başına geldi, şimdi ümitle bekliyoruz. Tabi alışkanlıkları yıkmak kolay değil, yılların getirdiği bir alışkanlık var. Bir kararı hem bürokrasiye yerleştirmek hem eğitim camiasında kabul ettirmek hem de velilere uydurmak kolay değil. Maalesef devrim kolay olmaz fakat yeni bakandan ümitle bir şeyler bekliyoruz.

Peki, Yükseliş Kolejini önümüzdeki dönemde İstanbul’da veya farklı illerimizde de görebilecek miyiz?

Yükseliş Koleji ülkede 14 farklı ilde var fakat benim kendi adıma kurduğum okullar değil. İstanbul’da kurmayı düşünüyorum fakat yapacağım okul İskenderun’da bir ayarda olmalı, bu da kolay değil. Çünkü; iddaa ediyorum ki şu an İskenderun’daki Yükseliş Koleji Türkiye’de ilk ve tek, asla bir örneği bulunmuyor. Bana göre biz bir numara konumundayız. Şu an İstanbul gibi bir büyük şehirde de bunun bir altını yapmak mümkün değil, onun ayarlarında çok büyük bir okul yapmak da büyük maliyetler içeriyor. Ben eğitime ticari gözle bakmıyorum, biz iyi ve başarılı insan yetiştirelim bu bana en büyük ticaret olarak geliyor. İstanbul’da eğer eğitimle ilgili doğru bir lokasyon bulursam ki bu kolay değil ama düşünüyorum. Tabii gönül ister ki daha çok imkanı olan kişiler bu işe yönlensin ve bunu kar amaçlı değilde insana hizmet düşüncesiyle yapsın...Çünkü eğitime ve sağlığa gelir amaçlı bakıldığı zaman ne doğru bir eğitim ne doğru bir sağlık hizmeti verebiliyorsunuz. Bir hastaya ve öğrenciye müşteri gözüyle bakıldığı zaman, ondan nasıl kar ederim, nasıl daha fazla para kazanırım diye düşünüldüğü taktirde eğitim ve sağlık ikinci plana düşer.